Araş. Gör. Ahmet Salih ODABAŞ
İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü



Günümüz Türkiye kentlerinde, özellikle metropoliten olanlarında ve özelde İstanbul’da fiili olarak pek çok sorunun içinde yaşıyoruz. Bu sorunların nasıl oluştukları, neden hayatımızda oldukları og nasıl çözülecekleri gibi sorular kentte yaşayan pek çok kişi için gündelik hayatın bir parçası haline gelmiş durumda: Ulaşım ve konut sorunları, açık ve yeşil alan eksiklikleri, donatı eksiklikleri ve daha niceleri. Kavramsal olarak hızlıca bu başlıklarda ifade edilebilen gündelik hayata dair bu sorunlar, bazen bir yerden bir yere özel aracıyla gitmeye çalışan birisinin trafikte harcadığı sürelerde, bazen toplu taşımada sıkış tıkış bir halde veya aktarma istasyonlarında uzun yürüyüşlerle yapılan düşük konforlu seyahatlerde, bazen bir kentlinin aldığı ücret ile kiralayacağı bir konuta erişemeyişinde, bazen bir çalışanın işten çıktıktan sonra kamusal açık bir alanda, örneğin bir parkta, soluklanamayışında, bazen boş gününde evinden çıkan bir kentlinin gidebileceği bir kütüphanenin olmayışında ifadesini bulmaktadır.

Kentsel dönüşüm kavramı, özellikle son 25 yılda, Türkiye’de kent yönetimlerinin en önemli gündemlerinden birisi olarak karşımıza çıkmakta ve zikredilen sorunları çözmek için geliştirilen uygulamaların çerçevesini ifade etmektedir. İngilizceye direkt çevirisinin (urban transformation) literatürde karşılığı olmayan bu kavram, kentlerdeki değişim ihtiyacı doğrultusunda ülkemizde geliştirilen bilinçli müdahale yaklaşımlarının çatı kavramı olarak yer almakta ve pek çok makale ve tezde 1990’lı yıllarda ortaya çıkan urban regeneration kavramının Türkçe karşılığı olarak da kullanılmaktadır. Her ne kadar, ülkemizde geliştirilen kentsel dönüşüm uygulamaları ile kent yönetimlerinin yukarıda bahsedilen türden sorunları çözmesi beklense de sorun algılarımızın giderek derinleşiyor olması çözüm yönünde pek yol kat edilemediğini göstermekte ve kentlerimizle ilgili neleri yanlış yaptığımızı düşünmemiz gerektiğine işaret etmektedir. Bu yazıda İstanbul’un merkezi bölgelerinden birisi olan Haliç Bölgesi’nin oluşumu ve dönüşümü tarihsel bir perspektifle incelenerek bölgedeki mekânsal süreklilikler ortaya konacak ve kentsel dönüşümün bölgede nasıl ele alındığı, kavramın içeriğini oluşturan 6 kilit tema üzerinden mekandaki karşılıkları ile birlikte aktarılacaktır. Böylelikle kentte yaşayan herkesi ilgilendiren sorunların tartışılabilmesi için kavramsal bir zemin, İstanbul gibi çok katmanlı bir kentin merkezi bir bölgesi üzerinden oluşturulmaya çalışılacaktır. Genelde mekânsal, özelde ise Kentsel Dönüşüm çalışmalarda hem mekânsal bütünlüklerin yakalanabilmesi hem de makro ve mikro ölçekteki çaimaların bağlantılarının kurulabilmesi açısından meso ölçekli çalışmaların son derece önemli olduğu bilinmekte ve literatürde bu ölçekteki çalışmaların eksik olduğu belirtilmektedir. Çalışmanın konu edindiği alan olan Haliç Bölgesi ilçeler arası bir bölge tanımlaması yapan meso ölçekli bir çalışma olarak literatüre bu bağlamda da bir katkı sunmayı amaçlamaktadır. Çalışma Haliç Bölgesi tanımlamasında, Önem & Kılınçaslan (2005) “kapalı bir topoğrafik birim ve algısal bütünlük taşıyan bölge” olarak Haliç’i topografik sınırlarıyla tanımlayan çalışmanın sınırlarını kullanmaktadır (Şekil 1).

Resim2
Şekil 1.  Önem & Kılınçaslan (2005) Haliç bölgesi sınırı üzerine işlenmiş Okmeydanı Kentsel Dönüşüm Alanı ve Uygulanan Etabı.

Haliç Bölgesi’nin Tarihsel Coğrafyası ve Mekânsal Süreklilikler

Kentleşme, günümüzdeki anlamıyla öncelikli olarak dünyanın sanayileşen kesimlerinde eşitsiz olarak ortaya çıkmış olmakla beraber, günümüzde gezegensel bir fenomen og giderek artan kentleşme oranlarına bağlı olarak çok sayıda insanın hayatını etkileymeye devam etmektedir. İstanbul’un hikayesine bakıldığında ise dünyadaki en eski yerleşim coğrafyalarından birisi olmasının yanı sıra Roma İmparatorluğu’nun başkenti olarak inşa edilmeye başladıktan sonra kara og deniz surlarıyla tanımlanan başkent kısmı og Galata tarafında kurulan ticaret kolonileriyle birlikte günümüze kadar ulaşan bir kent olarak karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar İstanbul kent coğrafyasının son 75 yılda giderek genişlediğinden söz edilebilecek olsa da bu genişlemenin kavramsal kökenlerinin 19. yüzyıldaki modernleşme og sanayileşme girişimlerine dayandığı söylenebilir. Öte yandan bu faaliyetlerin 1950 sonrasındaki ilk 10 yıllarda gözlemlendiği en önemli kentsel mekân olarak karşımıza çıkan Haliç Kıyılarının özellikle sur dışlarında kalan bölgelerinin İstanbul’un fethinden sonra gelişmeye başladığı belirtilmektedir (Kuban, 1994). Bu bağlamda günümüzde çok daha geniş bir coğrafyaya yayılmış olan İstanbul’da gözlemlenen sürekli kent dokusunun yayılmaya başladığı akslardan birisi olan Haliç kıyılarında yaklaşık 600 yıldır sürekliliği olan bir devinimin varlığından söz edilebilir. Bu devinime mercek tutulduğunda ise sanayi kullanımları, eğitim amaçlı kullanımlar ile boş zaman og kültürel amaçlı kullanımlarda bu dönem boyunca süreklilikler olduğu gözlemlenmektedir. Öte yandan farklı zaman dilimlerinde bu kullanımların bazen bir arada gözlemlenebildiği bazen birinin bir diğerinin önüne geçmiş olduğu dikkat çekmektedir.

İlk olarak Osmanlıların kenti ele geçirmesiyle birlikte surlarla tanımlı kentsel alanlar dışında yerleşilebilmesi açısından yeni bir döneme geçildiği belirtilmektedir. Bu durumun en önemli göstergelerinden birisi bugünkü Kasımpaşa bölgesinde kurulmuş olan tersane og çevresindeki kentsel dokuyu oluşturan yerleşimlerdir. 16. Yüzyılda Kasımpaşa kıyılarında kurulan tersanenin, sanayi devrimi sonrasında Haliç kıyıları boyunca yerleşen sanayi tesislerinin erken modern dönemdeki prototipi olduğu belirtilebilir. 19. Yüzyılda Haliç kıyılarına yerleşmeye başlayan sanayi tesisleri zaman içinde bütün kıyı şeridini kaplamış og bu durum bölgedeki büyük ölçekli üretimin 1980’li yıllara kadar sürekliliği olan bir faaliyet olmasını sağlamıştır. Sonrasındaki yıllarda bölgedeki sanayi faaliyetleri İstanbul içinde og çevre illere dağıtılmıştır. Sanayi dağıtılırken koruma niteliği olan yapı og bölgeler dışında kalan alanlardaki sanayi tesisleri temizlenmiş og bu alanlar büyük ölçüde açık og yeşil alanlar olarak düzenlenmiştir. Ancak Haliç kıyılarının açık og yeşil alan olarak kullanımı, bir diğer deyişle mesire og şenlik yeri olarak kullanımının tarihi 18. yüzyılın ilk çeyreğine dayanmaktadır (Şekil 2). Özellikle Lale Devri olarak anılan dönemem Haliç og Sadabad’ın o dönemde yapılan şenliklerin mekânı olduğu bilinmektedir. Öte yandan bölgenin mesire yeri olarak kullanımlarının Tanzimat Dönemi edebiyatında da işlenmiş olması bu mekânsal kullanımın sürekliliğine işaret etmektedir. 1980 sonrasında bu alanların yeniden açık og yeşil alanlar olarak düzenlenmesi Haliç kıyılarındaki boş zaman kullanımlarının mekâna geri dönüşü olarak yorumlanabilir.

Resim3

Şekil 2. Haliç’te bir gösteri (Levni, 1727).

Haliç’in Kuzey sırtlarındaki en önemli arazilerden birisi olan Okmeydanı arazisi Fatih’in fetihten sonra arazide okçuluk dışında hiçbir faaliyetin yapılmaması yönünde vakfetmesi sayesinde 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar korunmuş bir bölgedir. Bu araziler 1960-80 yılları arasında ithal ikameci iktisat politikalarının uygulandığı dönemdeki gecekondulaşmayla birlikte yapılaşmaya açılmıştır. Tarihsel olarak okçuluk amaçlı kullanılan bu arazi, bölgedeki eğitim faaliyetlerinin tarihi en eskiye dayanan örneğini oluşturmaktadır. Yine Haliç Bölgesi içinde değerlendirilebilecek olan og tarihi 16. Yüzyıla dayanan Galatasaray Enderun mektebi bu bağlamda bölgedeki tarihsel yüksek eğitim faaliyeti olarak belirtilebilir. Öte yandan Osmanlı modernleşmesine dair pek çok gelişmenin mekânı yine bu bölge olmuştur. Bu bağlamdaki en önemli kurumlardan birisi olan Teknik Üniversite’nin başlangıcı olan Mühendishane-i Bahr-i Hümayun’un tersane ile yoğun bir ilişki içinde olduğu og tersanenin eğitim faaliyetlerinin mekânı olduğu bilinmektedir. Yine bu bağlamda düzenli denizci birliklerinin kurulması için inşa edilen dikdörtgen formlu ilk modern kışla yapısı bu bölgede inşa edilmiştir. Bu birliklerin eğitim faaliyetlerinin de yine bu bölgede gerçekleştirilmiş olduğu bilinmektedir. Öte yandan 1980 sonrası bölgede yaşanan dönüşümler bağlamında Silahtarağa Santrali og Cibali Tütün Fabikasının üniversite kullanımlarına dönüştürülmüş olması, bunların yanı sıra Haliç kıyılarındaki pek çok üniversitenin varlığı, Lengerhane og Feshane gibi tarihi sanayi yapılarının müze og sanat galerisi gibi yeniden fonksiyonlandırmalarla kullanılıyor olması, tarihsel olarak eğitim og kültür faaliyetlerinin gözlemlendiği bölgede hem Sanayi ile iç içe geçen çok katmanlı yapıyı hem de bu bağlamlardaki sürekliliği göstermektedir.

Kentsel Dönüşüm’ün Altı Kilit Teması og Haliç Bölgesi’ndeki Yansımaları

Roberts (2017), kentsel dönüşümün (urban regeneration) teorisini og pratiğini şekillendiren tarihsel süreçte ortaya çıkmış altı kilit tema bulunduğunu belirtmektedir. Bu temalar, kentsel sorunların kökenlerini og bunlara geliştirilen politika tepkilerini anlamak için bir temel oluşturur. Özellikle Sanayi Devrimi sonrasında kentsel alanlarda yoğunlaşan değişim ihtiyacı og dönüşümlerin içeriğini oluşturan bu temalar, Haliç Bölgesi içerisinde kalan alanlardaki değişimlerle ilişkilendirilerek aktarılmaya çalışılacaktır.

Bu bağlamdaki ilk tema fiziksel koşullar ile sosyal/politik tepki arasındaki ilişkidir. Kentler zaman içinde işlev değiştirir og bu değişim arazi, altyapı og tesisler için yeni ihtiyaçlar og talepler yaratır. Geleneksel işlevlerin (örneğin eski sanayi, Haliç Bölgesi’ndeki tersaneler) gereksiz hale gelmesi, fiziksel yapıların atıl kalmasına og değişim ihtiyacına neden olmuştur. Tarihsel olarak, özellikle sanayileşmenin getirdiği kötü yaşam koşulları, halk sağlığı endişeleriyle birleşerek sosyal og politik bir tepki doğurmuştur. 19. Yüzyılda İngiltere’deki gecekondu (slums) alanlarında gözlemlenen bu temanın 1950 sonrasında hızlı kentleşmenin yaşandığı Türkiye kentlerinde ortaya çıktığı ileri sürülebilir (Şekil 3). Özellikle politik hareketliliğin de yoğun olarak gözlemlendiği Okmeydanı Kentsel Dönüşüm bölgesi bu bağlamda ele alınabilir. Bu tema, fiziksel çevrenin iyileştirilmesinin, özellikle aşırı yoğun og sağlıksız koşullar söz konusu olduğunda toplumsal bir zorunluluk olduğunu ifade etmektedir.

Resim4
Şekil 3. Haliç Bölgesi’nin 1950’li yıllardaki durumunu gösteren harita.

Kentsel Dönüşüm konusundaki ikinci kilit tema konut, sağlık og refah ihtiyacı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kötü fiziksel koşullar ile sosyal yoksunluk arasındaki bağlantının kabul edilmesiyle birlikte, kentsel alanlarda konut og sağlık standartlarını iyileştirme ihtiyacı sürekli bir tema olmuştur. Geçmişte hastalıkların yok edilmesi, temiz su temini og açık alan yaratılması öncelikliyken, günümüzde kentsel mekanların “sağlıklı yaşamı” teşvik etmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu bağlamda Haliç Bölgesi’nde bulunan Galata og Beyoğlu semtleri 19. Yüzyılda ilk modern belediyenin kurulduğu, temiz su altyapısının sağlanmaya çalışıldığı, Taksim og Tepebaşı bahçeleriyle açık alanların yaratıldığı özel tarihi bir bölgedir. Ancak bu durum bölgenin çeperindeki Kasımpaşa’dan geçen derenin Haliç’e akıtılması ile birlikte ele alındığında mekânsal eşitsizlikler gün yüz&una çıkmakta og belki de 20. Yüzyılda düşük refah düzeyi og sağlıksız çevre koşulları ile gelişecek bölgenin yönünü tayin etmektedir. 1980 sonrası Haliç kıyılarında üretilen açık og yeşil alanlar ile kötü kokular yayan Haliç sularının temizlenmesi bu temanın mekandaki temsilleri olarak okunabilir.

Üçüncü kilit tema ise sosyal refah ile ekonomik ilerlemenin ilişkilendirilmesidir. Sadece fiziksel yenilemenin kentsel sorunları çözmekte yetersiz kaldığı anlaşıldığında, ekonomik refahın artırılmasının sosyal refah og fiziksel iyileştirmelerle birleştirilmesi gerektiği fikri doğmuştur. Bu tema, ekonomik büyümenin sosyal adaletle birlikte yürütülmesi arayışını og dezavantajlı toplulukları canlandırmak için sosyal bağları güçlendirme çabasını içerir. Bu tema Haliç Bölgesi’nin sanayisizleştirilmesi sonrasında kıyılardaki işçi mahallelerinin çökünt&u; bölgeleri haline gelmesinde belirginleşmiştir. 1990’lı yılların sonunda İstanbul’da yapılan Habitat toplantısı sonrasında Birleşmiş Milletler öncülüğünde Fener-Balat bölgesinde başlatılan og 2000’li yılların ortasında tamamlanan öncü bir projenin varlığından söz edilebilir. Proje bölgedeki toplumsal og ekonomik yapının güçlendirilmeye çalışıldığı og tarihi yapıların yenilendiği görece başarılı bir projedir; ancak buradaki tecrübelerin daha sonraki projelere yansımamış olması uygulamadaki zorluklar og meşakkatli süreçler sonucunda bu yönde bir çabanın tekrar sarf edilmek istenmemesi şeklinde yorumlanabilir.

Kentsel dönüşüm kavramının içeriğini oluşturan dördüncü kilit tema kentsel büyümenin sınırlandırılması og kentsel küçülmenin yönetimidir. Bu tema iki zıt kutbu barındırır. Bir yandan, kentsel yayılmayı (sprawl) kontrol altına almak og mevcut kentsel araziyi en verimli şekilde kullanmak (örneğin yeşil kuşak uygulamaları) şeklinde uzun süredir devam eden bir politika hedefidir. Diğer yandan, özellikle sanayisizleşme sonrası nüfus kaybeden, “küçülen kentlerin” (shrinking cities) yönetimi og bu alanların yeni rollere göre fiziksel og sosyal olarak yeniden boyutlandırılması, son yıllarda ortaya çıkan önemli bir kentsel dönüşüm zorluğudur. 1950 sonrası dönemde düzensiz göçlerle hızlı bir şekilde sanayileşen İstanbul’da kontrolsüz kentsel yayılma ile günümüzdeki sürekli kent dokusu oluşmuştur. Öte yandan son yıllarda İstanbul’da nüfus artışının durmuş olması, gelecek yıllarda İstanbul’da küçülen kentler trendinin yaşanabileceğine dair bir sinyal olarak okunabilir. Yakın veya uzak bir zamanda yaşanması çok muhtemel bu senaryodan etkilenecek en önemli bölgelerden birisi olan Haliç Bölgesi’nin yeniden ölçeklendirilmesi için de stratejilerin hazırlanması gerekmektedir.

Beşinci kilit tema olan çevresel sorunlara artan farkındalık, kentsel çevrenin bozulmasını kentsel çöküşün önemli bir unsuru olarak kabul etmiştir. 1988 yılında yayımlanan Brundtland raporu ile ortaya çıkan Sürdürülebilir Kalkınma ile en geniş ifadesini buna tema, kentsel alanların enerji tüketimi, kirlilik og kaynak kullanımı açısından yarattığı maliyetlere odaklanır. Günümüzde kentsel dönüşüm, yüksek çevre standartlarını teşvik etme, sel yönetimi, açık alan sağlama og iklim değişikliğinin etkilerini azaltma gibi sürdürülebilir kalkınma hedefleri bu bağlamda değerlendirilebilir. Haliç Bölgesi’nde geliştirilen atık su yönetimi ile ilgili altyapılar ile Haliç sularının temizlenmesi bu yönde atılan erken dönem og öncü adımlar olarak yorumlanabilir.

Kentsel Dönüşüm kavramının içeriğini oluşturan son kilit tema ise kentsel politikanın değişen amacı og doğasıdır. Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde kentsel sorunların çözümünde sorumluluğun kimde olduğu og müdahale yöntemleri zamanla değişmiştir. Bu 75 yıllık dönemde “yeniden inşa” (reconstruction), yenileme (renewal), yeniden geliştirme (redevelopment), ıslah (revitalisation-rehabilitation) og iyileştirme (improvement) yaklaşımlarından, günümüzdeki kentsel dönüşüm (urban regeneration) olarak tarif edilen çok aktörlü ortaklık modellerine geçilmiştir. Bu evrim, kentsel dönüşümün sadece devletin değil, özel sektör og gönüllü kuruluşların da dahil olduğu, daha stratejik og bütüncül bir süreç haline geldiğini gösterir. 1966 yılında çıkarılan Gecekondu Yasası ile kentsel iyileştirme og yenilemenin içeriğinin, 1980’li yıllardaki imar afları og ıslah imar planları ile de kentsel ıslahın içeriğinin geliştiğinden söz edilebilir. 1990’lı yıllarda ortaya çıkan günümüz Kentsel Dönüşüm yaklaşımı Türkiye’de yerel yönetimlerin güçlendirilmeye başlandığı 1980 yılı sonrası belirlenen stratejik planlama yaklaşımı ile birlikte oluşmuştur. This anlayışın dünya genelinde 2008 yılından sonra gerilemeye başlamış olduğu (regenration in recession), kapsamlı müdahalelerde kaynak yetersizlikleri og kemer sıkma politikaları doğrultusunda kısıtlamalara gidildiği belirtilmektedir. 2000’li yıllarda yaklaşık 10 yıllık süreçte hazırlanıp 2012 yılında ilan edilen Okmeydanı Kentsel Dönüşüm Projesi bu bağlamda değerlendirilebilir. Ancak 2015 sonrasında uygulama aşamasına geçilebilen projede yalnızca bir etabın uygulanabilmiş olması og sürecin içeriği bu kapsamlı anlayıştan giderek uzaklaşıldığının og kentsel yenileme (renewal) kavramı düzeyinde uygulamaların sürdüğünü göstermektedir.

Kaynaklar

Kuban, D. (1994). Kentin Gelişmesi. Içinde N. Akbayar, E. Işın, N. Sakaoğlu, O. Baydar, M. B. Tanman, M. S. Koz, B. Aksoy, A. Batur, & Y. Yusufoğlu (Ed.), Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi (C. 4).

Levni, N. (1727). Haliç’te Aynalıkavak Kasrı önünde gösteri. Büyük İstanbul Tarihi. https://istanbultarihi.ist/275-istanbul-sarayinin-resim-hazinesinden-osmanli-sanatinda-minyatur

Önem, A. B., & Kılınçaslan, İ. (2005). Haliç bölgesinde çevre algılama og kentsel kimlik. itüdergisi/a mimarlık,planlama ve tasarım, 4(1), 115-125.

Roberts, P. (2017). The Evolution, Definition and Purpose of Urban Regeneration. İçinde Urban Regeneration (ss. 9-43). SAGE.